Bodrum Hakkında

HALİKARNASLI SALMAKİS İLE HERMAFRODİT ' in ÖYKÜSÜ

Cinsellik ve aşk tanrıçası, tanrıların tanrısı Zeus’un çapkın kızı güzeller güzeli Afrodit, üvey kardeşi hırsızların, habercilerin, tüccarların koruyucu tanrısı Hermes ile sevişince gebe kalmış ve nurtopu gibi bir oğlan doğurmuş.

Ona, baba ve annesinin isimlerini bir arada taşıyan “Hermafrodit” adını vermişler. Dağlarda, bayırlarda, bahçelerde yorulmadan koşan, sıçrayıp hoplayan, bir ceylan kadar zarif ve güzel olan bu körpe, yakışıklı delikanlı, onaltı yaşına gelince çevresini tanımak, gezip görmek için yollara düşmüş. Halikarnas’a kadar gelmiş. Limanın hemen yanında, bugünkü adı Bardakçı Koyu olan yere, “Salmakis Koyu”na ulaşmış. Koy sanki cennetten bir köşe imiş. Küçük, berrak bir gölcük bu koya bambaşka bir güzellik veriyormuş. Gölcüğe şırıl şırıl akan, pırıl pırıl bir de su varmış.


Bu şirin cennet gibi koyda, kendi güzelliğine hayran, uzun saçlı, mavi gözlü “Salmakis” adında bir su perisi yaşarmış. Salmakis gece gündüz çırılçıplak o güzel vücuduyla suya girer çıkarmış. Suya daldığı zaman, su olur akarmış. Günlerden bir gün Hermafrodit, göl kenarındaki rengarenk, mis gibi kokan çiçeklerin arasında dolaşırken, Salmakis ile karşılaşmış. Salmakis delikanlının güzelliğine hayran olmuş, heyecandan dili tutulmuş, çılgına dönmüş. O anda delikanlıya aşık olmuş.
Titreyen bir sesle Hermafrodit’e yaklaşmış, ellerinden tutmuş, gözleri gözlerinde güzel şeyler söylemiş ona. Beraber yaşamayı teklif etmiş.

Genç, toy ve çekingen delikanlı; utanmış, sıkılmış, kızarmış, sesini çıkarmadan hemen oracıktan uzaklaşmış. Serinlemek ve biraz da heyecanını giderip, rahatlamak için bir palmiyenin altına oturmuş. Biraz dinlendikten sonra soyunmuş, çırıl çıplak gölcüğün serin sularında yüzmeye başlamış.

Salmakis de bir sakız ağacının altında gizlendiği mis kokulu ıtırların arasından delikanlının tüm hareketlerini sevgi ve arzu ateşiyle yanıp tutuşarak seyretmiş. Bu ilahi güzelliğe bir an önce kavuşabilmek için, yerinden fırlamış, suya atlamış, kolları ve bacakları ile delikanlıyı sarıp sarmalamış. Eller ellerde, bacaklar bacaklarda, dudaklar dudaklarda kenetlenmiş. Sevginin ve aşkın doruğa ulaştığı iki bedenin bir birlerine sarıldığı bu anda, su perisi Salmakis tanrılara haykırarak yalvarmış: “Ey yüce tanrılar! Ne olur bu yakışıklı delikanlıyı benden ayırmayın, aynı bedende bir can gibiyiz. Hiç bir güç bizi birbirimizden ayırmasın”.

Tanrılar bu yürekten gelen sesi cevapsız bırakmamışlar. Salmakis’in o büyük aşkını, Hermafrodit’in bedeninde birleştirerek ölümsüzleştirmişler. O gün bu gün Hermafrodit, insan vücudunda erkek ve dişi yarımlarının bölünmez bir bütünü, iki cinsli bir mitos olarak dünyamızda yaşamış.

KAYNAK:www.bodrumlife.com/life53/salmakis.htm
Güngör Kabakçıoğlu

BODRUM KALESİ

Iki liman arasinda kayalik bir alan üzerinde kurulmustur. Antik çagda önce ada olan bu alan sonralari anakaraya baglanarak yarimada seklini almistir.

1406 - 1523 tarihleri arasinda insa edilen St. Jean Sövalyeleri'nin kalesi, kare planli, 180 x 185 m. ölçülerindedir. Iç kale içinde degisik ülke adlari verilmis kuleler bulunmaktadir. En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikteki Fransiz Kulesi'dir. Bu kuleden baska; Italyan, Alman, Yilanli ve Ingiliz kuleleri de bulunmaktadir. Kalenin dogu duvari disinda kalan bölümleri çift beden duvarlari olarak takviye edilmistir. Iç kaleye 7 kapi geçilerek ulasilir. Kapilar üzerinde armalar bulunmaktadir. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadir. Iç kalede Sapelin alti dahil olmak üzere 14 sarniç vardir. Kale korugani, çiftli duvarlararasi su hendegi, asma köprü, kontrol kulesi, II. Mahmut tugrasi kalenin göze çarpan yerlerindendir.

Bodrum Kalesi, 19. yüzyil sonunda kalenin hapishane olarak kullanildigi dönemde bir hamam yapisi ile Osmanli niteligi kazanmistir. Kale bugün Sualti Arkeoloji Müzesi olarak kullanilmaktadir. Müze kolleksiyonlarinda bulunan eserler Türk hamami, Amphora sergilemesi, Dogu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batigi, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyali Prenses Salonu, Ingiliz Kulesi, Iskence ve Katliam Odalari ve Alman Kulesi'nde sergilenmektedir. Ayrica, 33.5 dönüm genisligindeki bir arazi üzerine kurulmus olan kalede açik mekanlarda da eser sergilemesi yapilmaktadir.

BODRUM SUALTI ARKEOLOJİ MÜZESİ

1995 yilinda Avrupa 'da Yilin Müzesi Yarismasi "Özel Övgü" ödülünü almistir. Müzede yasayan müzecilik anlayisi içinde modern sergilemelerden örnekler görmek mümkündür.

SERÇE LIMANI

CAM BATIGI

Sualti Arastirma Enstitüsü (INA) Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi ile birlikte Türkiye'nin güney kiyilarinda bir dogal koy olan Serçe Limani'nda 1977 - 1979 yaz aylarinda Ortaçag'a ait bir batikta sualti kazisi yapmistir.

Fatimiler tarafindan yönetilen Suriye'nin güney kiyilarindan M.S. 1025 yillarinda yelken açan tekne çesitli yüklerin yanisira üç ton agirliginda külçe, kirik cam ve mamul cam tasimaktaydi. Cam külçeler Bizans Imparatorlugu'nun sinirlari içinde bulunan büyük olasilikla Kirim ya da Asagi Tuna yöresindeki küçük bir cam atölyesine sevkedilmekteydi.

Iki Latin yelkenle yol alan yaklasik 16 m. boyundaki bu tekne nehir seyrine de çok uygun alti düz bir yapiya sahiptir. Karinasi saglam kalmamasina ragmen, gemi yapim tarihi yönünden büyük önem tasiyan arkeolojik bir bulgudur. Tekne tasariminda kullanilan geometrik formüllere göre modern yapim teknigi ile insa edilmis en eski örnektir.

Serçe Limani batigindan çikartilan Islam cami, seramigi ve madeni eserleri ayni döneme ait en büyük buluntu toplulugudur.

Bu derleme, diger Ortaçag Islam kazilarindan elde edilen benzer esyalarin tarihlerinin daha dogru saptanmasina katkida bulunmakta ve Islam Sanati tarihindeki belli basli bir döneme bakis açisina yeni görüsler getirmektedir

BODRUM TARİHÇESİ

           İnsanların birlerce yıl boyuncu yerleşik olarak yaşadıkları Bodrum, inanılmayacak kadar zengin bir geçmişe sahiptir. Birçok büyük uygarlığın ve tarihi olayların içinde veya yakınlarında oluşmuş olması, Halikarnas'ı (Bodrum'un eski adı) tarihçiler için önemli bir yer konumuna getirmiştir. Bodrum hakkındaki tüm bilgilerin tek bir kaynaktan elde edilmesi olanaksız gibidir; bu nedenle aşağıdaki bilgiler birçok kaynaktan derlenmiştir.
Bu bölgede yapısal izler bırakan ilk yerleşim yeri; Aziz Peter (St. Peter) kalesinin bulunduğu şimdiki küçük kayalık İadaydı. (O zamanlar kale tamamen suyla çevriliydi). St. John şövalyeleri kendi kalelerini inşa etmeye geldiklerinde, M.Ö. 1100'lerde Dorlar tarafından yapılmış daha eski bir kalenin kalıntılarıyla karşılaşmışlardı.
M.Ö. 5'ci yüzyılda yaşamış olan ve "Tarihin Babası" olarak tanınan Herodot, Halikarnas'ta doğmuştur. Herodot, Dorlar'ın, Peleponez'in doğu kıyılarında Trözen'den geldiğini yazmıştır. Dorlar, yeni adalarına Zefiriya, yerleştikleri bölgeye de Zefiriyum adını verdiler.

Tarihçiler, Harikarnas'ın temellerinin nereye dayandığı hakkında çok az bilgiye sahiptirler. Halikarnas hakkındaki ilk bilgiler M.Ö. 7.y.y.'a dayanır. Halikarnas, Heksapolis-Dor Konfederasyonu'na bağlı altı üyeden biriydi. Ayrıca karada Knidos şehri, Kos adası ve Rodos üzerindeki üç şehir de bu üyeler arasındaydı.
Bu şehirleri kurmak, oraya sonradan gelerek çevreyi önceki sakinleriyle paylaşmak zorunda kalan Dorlar için hiç de kolay değildi. Karyalılar olarak bilinen bölge yerlilerinin yoğun ve şiddetli saldırılarından kendilerini korumak zorundaydılar. Homeros "İliyada"sında Karyalılar'dan "dil barbarları" diye söz etmiştir. (Bununla birlikte, bir çok dilbilimci, Bodrum'un da içinde bulunduğu bölgedeki lehçenin Türkiye'nin batısındaki en kaba lehçe olduğunu belirtmiştir). Eski tarihçiler, Karyalıların Yunanlılar'a miğferlerinin üzerindeki sorgucu nasıl takacaklarını ve önceleri omuz hizasına savrularak kullanılmakta olan kalkan kabzasını nasıl kullanacaklarını öğrettiklerini yazmışlardır. Bir Yunanlı'nın Salmakis'te han açmasıyla (bu han günümüzde, Bodrum limanının batısında, şimdiki Bardakçı Koyu'nun suları altında kalmıştır) Dorlar ve Karyalılar bölgeyi birlikte yönetir duruma gelmişlerdi; hatta Karyalılar zamanla kolonidekilere oranla daha düzenli bir yaşantı kurdular. Her iki ırk da barış içerisinde yaşamağa başladı ve karşılıklı ticari ilişkilere de girişildi.

         Salmakis pınarının bir çok rahatlatıcı özellikleri olduğu rivayet edilmiştir. Bir başka rivayet de, içimi mükemmel olan bu suyun erkekleri yumuşattığı, efemineleştirdiği, hatta bazı durumlarda iktidarsızlaştırdığı hakkındadır. Bu iddialar sonucunda da Hermafrodit efsanesi doğmuştur.
Rivayete göre, güzellik Tanrıçası Afrodit'in delikanlılık çağındaki oğlu bir gün çeşmeden akan suyun oluşturduğu bir gölde yüzer. Gölün perisi Salmakis, ona aşık olur ve tanrılara tek bir vücutta yaşayabilmeleri için yalvarır. Dileği kabul edilir; tanrılar da yarı erkek, yarı kadından oluşan Hermafrodit'i yaratırlar.
Herodot, Halikarnas'ın çevresinde İyonyalı denilen bir grup yerli halkın giderek çoğaldığını, hatta iki halkın içiçe yaşadıklarını yazmıştır. Bu durum Heksapolis'in diğer sakinlerinin pek hoşuna gitmemiş ve bir Halikarnaslı'nın yanlış bir davranışı, Halikarnas'ın ittifaktan kovulmasına zemin hazırlamıştır.
Apollo'nun onuruna her yıl düzenlenen Tropium'daki oyunlara altı şehir de katılır. Bir yıl, Agasides adındaki bir Halikarnaslı bronz madalyayı kazandığında, törelere uyup, ödülü Apollo'ya adamak yerine, evindeki duvara asınca, diğer Dor şehirlerini öfkelendirmiş ve Halikarnas'la ilişkilerini kesmeleri için onlara yeterli nedeni sağlamış oldu.
M.Ö. 5'ci y.y.'da Halikarnas tamamiyle bir İyon şehri görünümündeydi. Herodot ve amcası Panyasis o sıralarda eserlerini İyonca'da yazmışlar, bu döneme ait hiç bir eserde de Dor lehçesinin izine rastlanmamıştır.
M.Ö. 546'da Persler (İranlılar) kıyıdaki Yunan şehirlerini işgal etmişler, Halikarnas da diğer şehirlerle birlikte düşmüştür. Pers yönetiminde birçok hanedan, şehri yönetimiştir. Bunların en ünlüsü de M.Ö. 480'de yönetime geçen I.Artemis'tir.
Herodot yazılarında, bu dikkat çekici kadına geniş yer vermiştir; o sıralarda Yunanistan'I istila etmekte olen Zerzes'in donanmasına I. Artemis'in gereksizce gönüllü asker toplanması hakkında şöyle yazar: "…erkekçe tavır ve davranışları onu savaşa sürükledi… Yunanistan'a yapılan saldırıya, kadınlığını gözardı ederek katılması, beni gerçekten de etkilemiştir…". Bu saldırıda bir savaş gemisini büyük bir başarıyla kumanda etmesi, Zerzes'e "Emrindeki erkekler kadın, kadınlarsa erkekçe davrandılar" dedirtmiştir.

       Artemis'in oğlu Pisindalis, onun ardından başa gelmiş ve Halikarnas'ın (Kos ve başka şehirler de olmak üzere) yönetimini sürdürmüştür. Tarihçiler Pisindalis dönemi hakkında pek yorum yapmazken, oğlu II. Lidamis için acımasız, zalim ve baskıcı sıfatlarını kullanmaktan kaçınmamışlardır. Herodot, II. Lidanis'in otoritesi ve zulmü karşısında dayanamayarak anayurdunu bırakıp, Samos adasına gitmiştir. 1856'da arkeolog Sir Charles Newton,
II. Lidanis'in kendi politikasına uymayan görüşlere karşı olduğu olumsuz tavrı açıkça ortaya koyan bir kanun belgesi bulmuştur. II. Lidanis'in ardından kimin yönetime geldiği, ya da zulmünün neden ve nasıl sona erdiği hakkında hiç bir bilgiye sahip olmamakla beraber, bölgede M.Ö. 4 ci y.y.'da büyük bir değişimin yaşandığını söyleyebiliriz.
Bir önceki yüzyılda, Pers yönetimi bölgeden atıldıktan kısa bir süre sonra, Atina ile Persler arasında imzalanan "Kral Barışı" antlaşmasıyla, Asya'daki şehirlerin yönetimi tekrar Perslerin idaresine geçmiştir. Persler bölgeyi küçük prensliklere bölmüş ve M.Ö. 377'lerde Kral Mozulus, Karya ve Halikarnas valisi olarak bölgeyi yönetmiştir.
Mozolus'un iktidarına kadar Halikarnas oldukça küçük bir şehir niteliğindeydi, ancak Mozolus'un bu bölge için müthiş projeleri vardı. Ayrıca, bu bölgenin istihkam ve ticaret için çok elverişli olduğunun da farkındaydı. Başkent, Milasa'dan (bugünkü Milas) buraya taşıyarak şehrin etrafına büyük ve uzun duvarlar inşa ettirmişti; bu duvarların günümüze kadar ulaşan bölümleri halen Bodrum'dadır. Bölge nüfusunu arttırmak amacıyla Mozolus, diğer altı şehrin yerleşim yerlerini de buraya taşıttı. Mozolus, bu projelerini uygulayabilmek için, idaresinde halkı ağır vergilere boğdu. Öyle ki; "omzu aşan uzunluktaki saçtan bile vergi alacak kadar…".
Mozolus'un projelerinden biri de, klasik çağdaki Bodrum'dan günümüze ulaşabilen tek yapı olan Antik Tiyatro'dur. Bodrum'un ortasındaki Göktepe dağının güney eteklerindeki bu tiyatro, Anadolu'nun en eski tiyatrolarından biridir. 1960'larda bir grup Türk tarafından restore edilen bu tiyatro, günümüzde de Bodrum'daki bir çok festivale sahne olmaktadır.
         
Tiyatro'yu görmeye gelen turistler orada öylece oturup, limandan çıkan ve limana yanaşan tekneleri izlerlerken, o keyifli saatlerin nasıl da geçiverdiğini farketmezler. Tiyatronun ilginç nitelikleri arasında, oyunlardan önce Diyonyus uğruna kurbanların kesildiği sunağı ve bazı koltukların arasındaki, belki de gölgelik olarak kullanılmış olabilecek delikleri sıralayabiliriz. Her koltuk arasında 40 cm.'lik bir mesafe bırakılmış olan tiyatro 13.000 kişi kapasitelidir. Göktepe dağına kısa bir tırmanış sırasında, taştan oyulmuş mezartaşlarını görebilirsiniz. Roma ve Helenistik çağdan kalan bu oyulmuş mezartaşları, bir zamanların ölüm sembollerini ve çeşitli lahitleri hala üzerlerinde taşımaktadırlar (bazı kalıntılar halen kale müzesinde sergilenmektedir).

       Mezarlarda görülen sembollerden biri de küçük "gözyaşı kapları" dır. Bu yüksük büyüklüğündeki kaplar yas tutanların gözyaşlarıyla doldurularak, ölüyle birlikte gömülürdü. Bir kişinin önemi arttıkça, "gözyaşı kapları"nın sayısı da artardı. Mozolus M.Ö. 353'te ölünce kızkardeş-karısı Artemis II başa geçti.
Artemis II yalnızca onüç yıl tahtta kaldı, fakat iki önemli iş yaptı; biri, tarihsel çağların yedi harikasından biri olan Kral Mozolus'un mezarının inşaatını sürdürmekti ("mozole" sözcüğü buradan alınmıştır), diğeri de, I. Artemis'in zekası ile rekabet edebilecek düzeyde yaptığı bir savaştı.

        Pilini ve diğer tarih yazarları mozolenin gerçek bir harika olarak korunması konusunda fikir birliğindeydiler. Deniz üserindeki oldukça uzak bir noktadan bakıldığında, 20 katlı bir bina kadar yüksek görülüyordu. Bugün bu yeri görmeye gelen ziyaretçiler, ondaki görkemi ancak hayal edebilmektedirler. Mozole 1500 yıl boyunca ayakta kalabilmişse de, bir zelzele sonunda harabeye dönmüştür. Daha sonra Aziz Jhon'un Şövalyeleri buraya gelerek, harabedeki kalıntıları, kendileri için inşa ettikleri kalenin duvarlarının yapımında kullanmışlardır.
Bu mozolenin genel olarak kabul edilmiş bulunan görünümü şöyledir: Boyu eninden uzun, dört bölümden oluşmuş halde ve sağlam bir taban üzerinde sıra halinde dizili 36 kolonluk bir salon ve sonra 24 basamaklı ve basamakların en üstünde, Mozolus ve Artemis'in heykelleri de bulunan ve dört atın çektiği bir arabanın olduğu bir piramit. Duvarların dört bir yanı zamanın en büyük ustalarının freskleriyle bezenmişti ve mozolenin bu derece muhteşem bir yapıt olmasının nedeni de bu duvar freskleriydi. Bunların bazı parçaları İngiltere'deki Castle Müzesi içinde bulunan Britanya Müzesi'ne (British Museum) taşınmıştır; ancak bazı sütun ayakları ve bloklar da yerinde görülebilmektedirler (bunların pek çoğu da kalenin duvarlarındadır).

       Artemis'in ustaca yaptığı ve anılardan hiç silinmeyen ikinci önemli iş de Rodos'u kuşatmaktı. Rodoslular, Karyalı bir kadın hükümdar ile pazarlığa oturmanın yakışık almayacağını düşündüler (hem kim bilir, belki de bu bir fırsattı), Artemis'I oradan kovmak için bir donanma gönderdiler. Artemis bu planı önceden duydu ve kuvvetlerini ana limanın yakınındaki gizli bir limana sakladı. Rodoslular karaya yanaşarak çıktıklarında, Artemis'in adamları gemileri tekrar açık denize doğrulttular. Rodoslu askerler kuşatıldı ve pazar yerinde başları kesildi. O sırada Karyalılar onlara ait gemileri Rodos'a yönelttiler. Rodoslular kendi askerlerinin zaferle döndüğünü sanarak, düşman askerlerini karşıladılar ve böylece Karyalıların kucağına düşmüş oldular. Artemis'in varisleri, onun kadar önemli işler yapmamışlardır.
Büyük İskender büyük bir hızla Anadolu'yu talan etmeye başladı ve bir süre sonra M.Ö. 334'de Halikarnas'a gelerek Karya Prensliği'nin kralicesi Orontabatis'e ulaştı. Bu şehir, Persler için, İskender'e Ege'de karşı çıkabilecekleri son fırsattı. Böylece Orontabatis, Yunanlı paralı askerlerden büyük bir Pers ordusu kurdu. Tarihçilerden Diodius ve Aryan'a göre, her iki taraf da olağanüstü gayretlerle savaştı. Bu arada Halikarnaslılar da, İskender'I oldukça kızdıran bir direnişi inatla sürdürdüler. İskender de askerleriyle şehrin surlarından içeri girdi ve kendisine engel olan direnişçilere ceza olarak, her şeyin yığınlar halinde yakılmasını emretti (fakat yerli halka dokunmadı).

         Bir yandan, kıyıdan uzaktaki bu altı şehre yeni yerleşmekte olan halk, kendi topraklarına geri gönderilirken, diğer yandan Orontabatis ve Persli ortağa Memnon, biri ana limanın doğusunda, diğeri ise batısında bulunan Salmakis ve Zefsiya'daki şatolarda mahsul tutuldular. Donanmalarının geri kalanı Kos'u tuttu. Kale düştüğü zaman, İskender, daha önce yakıp yıktığı bu küçük Adaprensliğinde kuvvet topladı.İskender'in zaptından sonra Halikarnas bir daha eski gücünü kazanamadı. Şehrin tarihi bir süre daha hareketsiz geçti, ancak bilindiğine göre, M.Ö. 3'cü yüzyılda bu şehirde savaş gemileri inşa ettiren Mısır Kralı II. Pitoleme'nin gücü altına girdi. Roma, Mısır'I M.Ö. 190 yılında fethettiğinde, Halikarnas da özgürlüğüne kavuştu. Bu özgürlük, M.Ö. 129 yılında Roma,Karya'yı da Asya'daki yeni yapısına katıncaya kadar sürdü. M.S. 400 yılında, Roma'nın düşüşü ve Hıristiyanlığın yükselişiyle Halikarnas, Afrodisyas Başpiskoposlugu'na bağlı olarak, bir piskoposluk mıntıkasına dönüştü. Bu sırada, başkenti Konstantinopol (bugünkü İstanbul) olan Bizans imparatorluğu, en zengin seviyesine ulaştı. Bu geniş imparatorluk çok geçmeden Kuzey Afrika, İtalya ve İspanya'yı da topraklarına kattı. Ancak Bodrum ve havalisinin önemli olduğu dönem sona ermişti. Böylece, Türklerin 11. Asırda bu bölgeyi almalarına kadar, tarihçiler için, bu topraklar hakkında yazabildikleri çok az olay olmuştur. Bizanslılar burayı birinci Haçlı dönemi sırasında 1906'da ele geçirdilerse de, Türkler üç yıl sonra burayı geri aldılar.
13.y.y. sonlarına doğru, Karya olarak bilinen bölge Menteşe Beyliği'nin eyaletlerinden biri oldu ve 1392'de Sultan Bayezit tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na katıldı. Bu sırada Aziz John şövalyelerinin kalesi Simirna'daydı (bugünkü İzmir). Moğol lideri Timurlenk 1402'de burayı harabetti; onlar da, Türk Sultanı Mehmet Çelebi'den, yerine yeni toprak talep ettiler. Şövalyelere Halikarnas verildi. Burada yeni bir kale inşa ettiler ve bu eyaleti (buraya Mesi derlerdi) yüzyıldan fazla denetlediler.

       1523'de, tüm sultanların en büyüğü Kanuni Sultan Süleyman, şövalyeleri topraklarından kovdu. Osmanlı İmparatorluğu Sultan Süleyman'ın 40 yıllık hükümdarlığı boyunca doruğa yükseldi, fakat bunu uzun süren iç krizler ve düşüş dönemleri takip etti.

        Bodrum 1770'de Rus donanması tarafından top ateşine tutuldu ve 1824'deki Yunan ayaklanmasında da Türk Donanma Üssü olarak kullanıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında "Duplex" adlı Fransız savaş gemisi Bodrum'u ateşe tutarak, karaya yanaşmak istedi, ancak halk onları engelledi. Osmanlı İmparatorluğu, Bodrum'u İtalyanlara kaptırdı ve İtalyanlar 1919'da burayı işgal ettiler. Türk Kurtuluş Savaşı'nın kaçınılmaz zaferi sırasında, İtalyanlar 1922'de buradan sürüldü ve Bodrum, olağanüstü güzellikteki doğal çevresinden dolayı, dinlence yeri ve yaşamın tadı çıkarılan bir belde oldu.

BODRUM MOZOLESİ

Yüksekliğinin 45 metre olduğu hesaplanmıştır. Güzelliği kendisinden çok heykellerin olağanüstü olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca birçok insan, aslan, at ve hayvan heykeli de vardı. Heykeller dört ünlü Yunan heykeltraşı olan Bryaxis, Leochares, Scopas ve Timotheus tarafından yapılmıştı. Her biri Mozole'nin bir yanını süslemişti. 19. yüzyıldan sonra arkeolojik kazılar yapıldı ve elde edilen bilgilerle yapının boyutları daha iyi anlaşıldı.

"Ben burada, Halikarnas'ta yatıyorum. Hiçbir ölü için bu kadar büyük bir anıt yapılmadı. At heykelleriyle süslendi ve bunun için en iyi mermerler kullanıldı..." (Kral Maussollos- Lucia'nin 'Ölü Diyolgları'ndan")


Büyük Piramit'te olduğu gibi, line antik bir kralın mezarıyla karşı karşıyayız. Mezarın yeri önemlidir. Coğrafi olarak Artemis Tapınağı'na yakındı ve estetik bir yapı ve sanat şaheseriydi.

Yeri; Güneybatı Türkiye'de Ege kıyısında Bodrum'da.

Tarihi; Persliler, sınırlarını genişletip Mezopotamya, Hindistan ve Mısır'a yayıldıkça ülkelerini kendi başlarına idare edemez olmuşlar ve uç beylikler giderek daha bağımsız hale gelmiş. Anadolu'daki Karia Kralı Mausollos da bu beylerden biriymiş, yaptığı tek iş de başkenti Bodrum'a taşımak ve kendi adına kocaman bir mezar yaptırmak olmuş. Aslında onu bile karısı ve kız kardeşi yapmış. Kral ölmeden önce başlayan inşaat, kral milattan önce 353'de öldüğünde bitmiş.

İmparatorluğun çok büyük olması nedeniyle, Pers Kralları yönetimde zorlanıyorlar ve yerel yöneticilerin desteğinden yararlanıyorlardı. Bunlara Satrap deniyordu. Bodrum'un içinde bulunduğu Karia Bölgesi ve Krallığı da bunlardan birisiydi. MÖ 377-353 yılları arasında yaşayan Karia Kralı Mausollos'un başkenti Bodrum yani Halikarnas'tı.

Anıt veya Mozoleum, kralın ölümünden 3 yıl, karısının ölümünden ise 1 yıl sonra tamamlandı. Bodrum Mozolesi, 16. yüzyıl boyunca yapıldığı günkü gibi kaldı, sonraki depremlerde çatısı ve kolonları yıkıldı, 15. yüzyılda Malta Şövalyeleri bölgeye hakim olunca mozoleyi yıkıp yerine bir kale yaptılar. Bugün Bodrum'da görülen kalenin parlak taşları ve mermer blokları Mozole'yi anımsatmaktadır. 150 yıl kadar önce Mozoleyi meydana çıkaran İngiliz Arkeologları heykel ve kabartmaları alıp gitmişlerdir. Bazı heykel kalıntıları ve Yunanlılarla Amazonlar arasındaki bir savaşı gösteren frizler bugün Londra'daki British Museum'da görülebilirler. Yıkılan sütun ve taşların bir kısmını Rodos Şövalyeleri başka bir yapıda kullandılar.

Tanımlama; Mozole 40x30 boyutunda bir dikdörtgendi ve basamaklı bir podyumun üzerindeydi. Çevresi heykellerle süslenmişti. Mezar salonu ve lahit beyaz mermerdendi ve altınla süslenmişti. Podyumun çevresinde iyonik sütunlar, piramit şeklindeki çatının çevresinde de yine heykeller bulunuyordu. Dört atın çektiği dev bir savaş arabası heykeli tepedeydi. Yüksekliğinin 45 metre olduğu hesaplanmıştır. Basamaklı bir piramit görünümündeydi. Güzelliği kendisinden çok heykellerin olağanüstü olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca birçok insan, aslan, at ve hayvan heykeli de vardı. Heykeller dört ünlü Yunan heykeltraşı olan Bryaxis, Leochares, Scopas ve Timotheus tarafından yapılmıştı. Her biri Mozole'nin bir yanını süslemişti. 19. yüzyıldan sonra arkeolojik kazılar yapıldı ve elde edilen bilgilerle yapının boyutları daha iyi anlaşıldı. Mozoleum, Asma Bahçeleri gibi bir aşkın ölüme karşı direnişiydi. Bugün ikisi de, yapımcıları gibi ebediyen yokoldular. Ama biz onları biliyoruz.



Antik dünyanin bilinen 7 harikasindan biri olan Mavsoleion antik adi Halikarnassos olan Bodrum Ilçesi'nde bulunmaktadir. M.Ö. 350 tarihinde eskiden de mezarlik olarak kullanilan bir alanda Karyali Pers Satrabi Mavsolos tarafindan insaatina baslanmis, ölümü üzerine kiz kardesi ve ayni zamanda karisi olan Artemisia tarafindan bitirilmistir. Anit 105 mt. X 242 mt. boyutundaki bir teras üzerine yapilmistir. Antik çagda yasamis olan yazarlar bu anitin mimarinin Pytheos oldugunu yazarlar. Ayrica bu görkemli aniti süsleyen kabartmalarin da o dönemde yasamis olan en ünlü heykeltraslardan Leokhares, Bryakuis, Skopas ve Timotheos tarafindan yapildigi gene antik yazarlardan ögrenilmektedir.

Anitin temelleri yerli kayaya oyularak olusturulan yaklasik 5 mt. derinlikteki bir çukur içine açilmistir. Antik kaynaklara göre tepedeki basamakli çatisi ile birlikte yaklasik 50 mt. yüksekliginde olan anitin yukari kisminda dört yani çevreleyen 36 sütundan (9x11) olusmus bir sütun sirasi bulunmaktaydi. Tepede 24 basamakli bir çati en üstte de 4 atli 1 araba ve arabanin içinde de Mavsolos ve Artemisia'nin heykelleri yer almaktaydi. Çatinin en alt basamagi üzerinde koruyucu aslan heykelleri bulundugu belirtilmektedir. Sütunlar arasinda heykeller bulunan sütun sirasinin altinda yapinin gövdesi üzerine de ünlü Amazon Frizi yerlestirilmisti. Anitin tamami yesil tas bloklarla insa edilmis dis yüzü beyaz mermer ve mavimsi kireç tasiyla kaplanmistir.

Uzun yillar doga ve insan tahribatina karsin ayakta duran mezar aniti M.S. 1304 yilinda tüm Bati Anadolu'yu sarsan depremle yikilmistir. 1846'da Lord Stratford'un ve 1857-1862 yillari arasinda Newton'un sürdürdügü kazilarda ortaya çikan eserlerle 19. yüzyil baslarinda St. Jean Sövalyeleri'nin kaleyi yaparken duvarda kullandigi eserler Newton tarafindan Ingiltere'deki British Museum'e gö- türülmüstür. Frizinden iki orjinal parçada Mavsoleion aniti alanindaki müzede bulunmaktadir. 1966-1972 yillari arasinda Danimarka Aarhus Üniversitesinden Prof. Dr. Kristian Jeppesen baskanligindaki Danimarkali kazi kurulu burada bilimsel arkeolojik kazilari sürdürmüs ve simdi elimizde olan degerli arkeolojik bilgileri olusturmustur. Yine Prof. Dr. Kristian Jeppe-sen'in bilimsel ve maddi katkilariyla bu alanda küçük bir müze yapisi olusturulmus ve 1982 yilinda ziyarete açilmistir.

Müzenin kapali bölümünde Mavsoleion'a iliskin tüm ayrintili bilgilerin Mavsoleion'un tarihinin asamalarina ve günümüzde yapilan arkeolojik arastirmalarin evrelerini ve buluntularini izlemek olasidir. Yari açik kisimda halen British Museum'da bulunan friz kabartmalarinin alçi kopyalarini görmek mümkün olmaktadir. Ayrica bu bölümde bir kisim mimari ayrintilar da buluntular isiginda sergilenmeye çalisilmistir. Müze yapisinda önümüzdeki yillarda bir revizyon ve sergilemede yeniden düzenleme çalismalari planlanmaktadir. Bu çalismalar sonucunda orijinali British Museum'da bulunan tüm yontularin 1/1 kopyalari müzede sergilenebilecektir.


Kaynaklar:
http://www.ogretmendostu.com/modules.php?name=7Harika
http://www.istegenc.com.tr/content/yasam/article.asp?lngarticleid=2836
http://www.akyaka.org/tarih/bodrum.htm

BODRUM SUALTI ARKEOLOJI MÜZESI TICARI AMPHORALARI

Müzedeki ticari amphoralarin büyük bir bölümü sualti buluntusudur. Bu amphoralar Bodrum'un süngercilik merkezi olmasi nedeniyle, sünger avlamak için su altina dalan süngerciler ve kangavacilar tarafindan çikarilarak müzeye armagan edilmistir. Bunlarin yaninda Sualti Arkeoloji Enstitüsü (INA)'nün yaptigi sualti kazilarindan gelen amphoralar da bulunmaktadir. Bu kazilar, M.Ö. 1200 Gelidonya Burnu Batigi, M.S. IV. yüzyil ve M.S. VII. yüzyil Yassiada Batiklari, M.S. XI. Yüzyil Serçe Limani Cam Batigi, M.Ö. III. yüzyil Hellenistik

Batik ve M.Ö. XIV. yüzyil Kas Batigi kazilaridir.

Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi'ndeki ticari amphoralar, dünyanin en büyük amphora kolleksiyonudur. Degisik kökenli amphoralarin ancak onda biri, asagi avlu sundurmasinda, yasayan müzecilik anlayisina uygun olarak sergilenmistir. Müze kolleksiyonunda bulunan en eski amphoradan (M.Ö. 1400), 1992 üretimi testiye kadar pek çok amphoranin nasil tasindigi, ne tasindigi, ne tasidigi, gemilere istiflenis biçimi, tablolarla desteklenerek gösterilmistir. Sergilemenin sonunda bir Ortaçag Cam dükkani bulunmaktadir. Avluda mozaik ve kuyu vardir. Burada zaman zaman Roma dönemi giysili kisiler dolasmakta ve hediyelik esyalar satilmaktadir.

KARYALI PRENSES

1989 yili Nisan ayinda, Bodrum girisinde, temel kazisi sirasinda bir mezar odasi bulunmus ve Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi uzmanlarinca açilmistir. Mezar odasi içinde günümüze kadar hiç soyulmadan gelen bir lahit ortaya çikarilmistir. Mezar odasiyla lahit arasinda siyah sirli yonca agizli bir kap (Oinochoe) bulunmustur. Üç kadeh (60 cc.) sarap alabilen bu sürahi, muhtemelen ölen kisinin en sevdigi kaptir. Lahit kapagi yüzlerce kisinin gözü önünde kaldirilmistir. Oldukça iyi durumdaki bir iskeletle karsilasilmistir. Altin taç, iki altin kolye, altin elbise süsleri, üç yüzük ve iki bilezik bulunmustur. Lahit buluntulari göz kamastirici niteliktedir. Paleoantropologlarca kemikler üzerinde yapilan inceleme sonucunda, iskeletin birden fazla dogum yapan bir kadina ait oldugu anlasilmistir. Kadinin 40 yaslarinda öldügü sanilmaktadir. Buluntular, M.Ö. 360 - 325 yillarina tarihlendirilmektedir. Ölü topraginin elenmesi sirasinda findik faresine ait kemikler bulunmustur. Bu da Prenses'in son ziyaretçisinin lahte girdikten sonra çikamayan bir fare oldugunu göstermektedir. "Karyali Prenses" diye adlandirdigimiz bu soylu kisinin Hekatomnos sülalesinin bir üyesi oldugu sanilmaktadir. Karya Satrabi Mavsolos, M.Ö. 355'te Milas Labranda kutsal kentinde bir sölen evi (Andron) yaptirmistir. Prenses'in burada düzenlenen bayramlara katildigi düsünülmektedir. Karyali Prenses, Mavsolos sölen evi benzeri bir salonda, lahit buluntulari ve yeniden canlandirilmis yüz görünümüyle sergilenmektedir. Yüz yapim islemine kafatasinin alçidan kalibi alinarak baslanir. Elde edilen alçi kalip üzerindeki belirli noktalara igne çubuklar batirilir. Bu çubuklar bulunduklari noktalardaki yumusak dokularin maksimum kalinliklarini gösterir. Yüzün bütün özellikleri, kafatasinin anatomik yapisina göre; kil ile önce kaslar, sonra bunun üzerine yumusak dokular ve deri tek tek, adim adim

kaplanarak portre tamamlanir. Daha sonra iskeletin irksal özellikleri ile ilgili bilgiler degerlendirilerek; gözler, deri ve saç renklendirilir. Bu teknik kisinin gerçege yakin portresini verir. Sölen evinde, Karyali Prenses altin süslemeli uçusan elbisesiyle konuklari karsilamakta, nedimesi yonca agizli sürahiden sarap sunmakta lahidin basinda tütsü yakilmakta ve bir zamanlar kutsalligina inanilan altin küpeli, kahin yilan baliklari, dönemine ait unutulmus bir gelenegi tekrar yasatmaktadir. Anadolu'da her yil birçok kazi yapilmakta, yüzlerce mezar ortaya çikarilmaktadir. Buluntular, yasayan müzecilik anlayisiyla çok az müzede degerlendirilmektedir. Dünya müzeciliginde ilk defa, Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi, Karyali Prenses Salonu'nda, ziyaretçiyi zaman tünelinden geçer gibi 2400 yil önceye götürmekte ve tüm duyulara hitap ederek geçmisi yasatmaktadir.

M.S. 7.YÜZYIL

DOGU ROMA GEMISI

Sünger avcisi kaptan Kemal ARAS tarafindan 1958 yilinda bulunana dek gemi ve içindeki yük denizin dibinde kaldi. 1961-1964 yillari arasinda Pennsylvania Üniversitesinden Prof.Dr. George F.BASS baskanliginda Türk ve Amerikali uzmanlardan olusan bir ekip geminin kazisini yapti.Halen Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi Müdürü olan T. Oguz ALPÖZEN de bu ekibin bir üyesiydi.Kazi sonucu çikarilan eserler 30 yili askin bir süre Bodrum Kalesi'nde korundu.

Geminin kiç bölümü Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi ve INA uzmanlarinin çalismalariyla 1:1 ölçeginde yapildi.Dünya Müzeciliginde ilk kez gemi ve batik gemi bir arada sergilendi.

HALIKARNASSOS

Antik çagin en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos M.Ö. 11. yüzyilda kurulmus olmalidir. Dor kolonistleri tarafindan kurulmus olmasina karsin Halikarnassos özellikle M.Ö. 5. yüzyil baslarinda tam bir Ion kenti görünümündedir. O çagda Kraliçe Artemisia tarafindan yönetilen sehir Perslerin tarafini tutuyordu. Salamis deniz savasinda Artemisia'nin gemisini yanlislikla batirmasina karsin olayi anlamayan Pers krali tarafindan ödüllendirilmistir.

M.Ö. 5. Yüzyilda Pers Satrabi Mavsolos Halikarnassos'u Karya Bölgesi baskenti yapmis ve halki üç büyük kentte oturmaya mecbur etmistir. Bu sehirler Halikarnassos, Myndos ve Theangela'dir. Mausolos'un 353 yilinda ölümünden sonra yerine karisi ve kiz kardesi Artemisia geçmis ve kocasi adina Dünyanin Yedi Harikasi'nden biri sayilan mezar anitini tamamlamistir. Artemisia'nin 35l yilindaki ölümünden sonra da kardesi Idrieus, onun da ölümünden sonra basa M.Ö.334 yilinda kiz kardesi ve karisi Ada geçmistir. En küçük kardesi Piksadaros'un Ada'yi Alinda'ya sürmesinden sonra satrap oldugu bilinmektedir. Büyük Iskender 334'te sehri ele geçirdikten sonra Ada'yi sehri yönetmek üzere geri çagirmistir. Bu çagdan sonra sehir M.Ö. 129'a kadar bagimsiz kalmis daha sonra da Roma'nin Asia Eyaleti'ne bagli küçük bir sehir olarak varligini sürdürmüstür. M.S. 14. yüzyilda kisa bir süre Türklerin elinde kalmis, 1402 yilindan sonra St. Jean sövalyelerine verilmistir.

Bodrum 1523 yilinda Kanuni Sultan Süleyman'in Rodos seferi sirasinda Osmanli Imparatorlugu'na baglanmistir.

HALIKARNASSOS TIYATROSU

Halikarnassos antik kentinin kuzeyinde yer alan ve nekropol olarak kullanilmis olan Göktepe'nin güney yamacina rastlamis, M.Ö. 4. yüzyila tarihlenen görkemli bir yapidir. Roma Imparatorluk Çagi öncesi tiyatrolarinin tüm özelliklerini tasimaktadir.Tiyatro 3 bölümde ele alinabilir.

1.Kavca

Oturma kademeleri ana kayaya atnali seklinde oyularak biçimlendirilmis ve üzeri mermerle kaplanmistir. Oturma siralari ortadan yatay olarak geçen bir yolla enine ikiye ayrilmistir. Alt bölüm saglam bir biçimde günümüze kadar gelmistir. Üst bölüm ise doga ve insanlarin yaptigi tahribat nedeniyle harap bir durumda-dir. Oturma siralari ayrica dikine 11 merdivenle 12 bölüme ayrilmaktadir. Bu yatay ve dikey geçisler tiyatronun dolup bosalmasinda kolayliklar saglamak üzere yapilmistir. Eldeki verilere göre alt bölümde 30, üst bölümde 25 olmak üzere toplam 55 sira bulunmaktadir. Bu özelligi nedeniyle tiyatronun 12000-13000 kisi kapasiteli oldugu düsünülebilir. Oturma bölümünün yarim daireden büyük olmasi erken çaglara tarihlendirilebilen bir yapi olmasini desteklemektedir.

2.Orkestra bölümü

Tiyatronun ortasinda yer almaktadir ve oturma siralari bölümüne uygun olarak yarim daireden daha büyük bir biçimde yapilmistir. Antik çagda oynanan oyunlari söyledigi sarkilarla ve bir çesit ka-reografi ile destekleyen koro orkestrada yer almaktaydi. Ortada oturma siralarinin hemen önünde yer alan sunak, Anadolu da ortaya çikmis bir tanri olan Dionysos'a yapilan sunular için konulmustur. Roma çaginin sonlarina dogru bu tip tiyatrolarda gladyatör dövüsleri ve vahsi hayvan dövüsleri yapilmistir. Burada da seyircileri dövüsçülerden ayiran korkuluk levha kalintilarini görmek olasidir.

3. Sahne Yapisi

Tiyatronun güney kisminda yer alir. At nali biçimindeki oturma bölümünün açik kismini kapatacak biçimde insa edilmistir. Dikdörtgen bir yapidir. Iki katli bir yapi oldugu ve orkestraya bakan kisminda bir sahne önü podyumu oldugu izlenebilmektedir. Bu bölümün arka tarafindaki duvar üzerinde oynanacak oyuna göre degisen portatif dekor levhalarinin asildigi oyuklar görülebilmektedir. Sahne yapisindaki kapilar oyunda yer alan oyuncularin ve protokolün kullandigi kapilardir. Sahne binasi ile oturma bölümü arasinda yer alan paradokslar yani girisler izleyicilerin giris ve çikislarina ayrilmistir. Tiyatro kazi ve onariminin tamamlanabilmesi için Bosav Vakfi'na tahsis edilmistir.

PEDASA

(GÖKÇELER)


Bodrum'un kuzeyinde yer alan Leleg yerlesmesi M.Ö. 6-5. yüzyillarda önemli bir merkezdir. Pedasa sur duvarlari ile çevrili kulelerle takviye edilmis tepede iç kalesi bulunan bir kent konumundadir. Dini bir merkez olan sehrin Athena tapinagi sur duvarlari disindadir. Pedasa çevresinde büyük bir mezarlik alani vardir. Burada gömülmek bölge halki için bir onur sayilirdi.

TELMISSUS

(GÜRECE)

Dini bir merkezdir. Apollon tapinagi ile ve kehanet ocagi olarak ünlüdür. Gürece köyü arkasindaki tepede kalan Leleg yerlesmesi Antik Telmissus olabilir. Bugün tepede bir kule ve çevrede gömütler göze çarpar.

TERMERA

(ASPAT-ÇIFIT KALE)

Antik yazarlar Termera'yi Kos Adasinin karsisinda olarak tanimlar. Asarlik tepesi olarak bilinen yerlesmede bir de iç kale bulunur. Sehir halki Mavsolos döneminde Hali-karnassos'a yerlestirilmistir.

SYANGELA

(ALA ZEYTIN)

Leleg yerlesmesi iç kale etrafi sur duvarlari ve kulelerle çevrilmistir. Halka açik yapilar, pazar yeri, meclis yapisi, hereon tapinak gibi saglam taslardan özenli yapilmis anitsal binalar vardir.

MINDOS (GÜMÜSLÜK)

Leleg kenti Mindos önce Bozdag dorugunda kurulmustur. Mavsolos tarafindan sahilde kurulan yeni Mindos büyük bir alana yayilmistir. Surlarla çevrili kentin korunakli bir limani vardir. Bizans çagi kilisesi ve suyun içinde kalan dalgakiran ile kule kalintisi bugün göze çarpan kalintilar arasindadir. M.Ö. 44'de Sezar'in katilleri Brutus ve Cassius Mindos'u karargah olarak kullanmislardir.

THIANGELA

Etrafi sur duvarlari ile çevrili bir Leleg kentidir. Mavsolos devrinde çevre halki burada yerlesmek zorunda kalmistir. O çagda sehir dikdörtgen seklinde düzgün bir plana uygun olarak yeniden insa edilmistir.

MADNASA

Türkbükü ve Gölköy'ün yukarisindaki tepenin dorugunda surlarla çevrili bir Leleg yerlesmesidir.

URANIUM (BURGAZKALE)

Dis sur duvarlari ve iki kule göze çarpar.

KAYNAK : http://www.akyaka.org/tarih/bodrum.htm

footer2

©2020 3 Odalar.Tüm Hakkı Saklıdır. Designed By SebComputer

Search