ESKi CESME MAHALLESi
OSMAN NURi BiLGiN CAD
SAPEL SOKAK NO 24 48400 BARDAKCI/BODRUM info@3odalar.com
+ 90 252 313 24 85
+ 90 532 407 06 71
+ 90 542 523 49 76
+ 90 252 316 16 13
HALİKARNASLI SALMAKİS İLE HERMAFRODİT ' in ÖYKÜSÜ
Cinsellik ve aşk tanrıçası, tanrıların
tanrısı Zeus’un çapkın kızı güzeller güzeli Afrodit, üvey kardeşi
hırsızların, habercilerin, tüccarların koruyucu tanrısı Hermes ile
sevişince gebe kalmış ve nurtopu gibi bir oğlan doğurmuş.
Ona, baba ve annesinin isimlerini bir
arada taşıyan “Hermafrodit” adını vermişler. Dağlarda, bayırlarda,
bahçelerde yorulmadan koşan, sıçrayıp hoplayan, bir ceylan kadar zarif
ve güzel olan bu körpe, yakışıklı delikanlı, onaltı yaşına gelince
çevresini tanımak, gezip görmek için yollara düşmüş. Halikarnas’a kadar
gelmiş. Limanın hemen yanında, bugünkü adı Bardakçı Koyu olan yere,
“Salmakis Koyu”na ulaşmış. Koy sanki cennetten bir köşe imiş. Küçük,
berrak bir gölcük bu koya bambaşka bir güzellik veriyormuş. Gölcüğe
şırıl şırıl akan, pırıl pırıl bir de su varmış.
Bu şirin cennet gibi koyda, kendi güzelliğine hayran, uzun saçlı, mavi
gözlü “Salmakis” adında bir su perisi yaşarmış. Salmakis gece gündüz
çırılçıplak o güzel vücuduyla suya girer çıkarmış. Suya daldığı zaman, su
olur akarmış. Günlerden bir gün Hermafrodit, göl kenarındaki rengarenk,
mis gibi kokan çiçeklerin arasında dolaşırken, Salmakis ile karşılaşmış.
Salmakis delikanlının güzelliğine hayran olmuş, heyecandan dili tutulmuş,
çılgına dönmüş. O anda delikanlıya aşık olmuş.
Titreyen bir sesle Hermafrodit’e yaklaşmış, ellerinden tutmuş, gözleri
gözlerinde güzel şeyler söylemiş ona. Beraber yaşamayı teklif etmiş.
Genç, toy ve çekingen delikanlı; utanmış,
sıkılmış, kızarmış, sesini çıkarmadan hemen oracıktan uzaklaşmış.
Serinlemek ve biraz da heyecanını giderip, rahatlamak için bir palmiyenin
altına oturmuş. Biraz dinlendikten sonra soyunmuş, çırıl çıplak gölcüğün
serin sularında yüzmeye başlamış.
Salmakis de
bir sakız ağacının altında gizlendiği mis kokulu ıtırların arasından
delikanlının tüm hareketlerini sevgi ve arzu ateşiyle yanıp tutuşarak
seyretmiş. Bu ilahi güzelliğe bir an önce kavuşabilmek için, yerinden
fırlamış, suya atlamış, kolları ve bacakları ile delikanlıyı sarıp
sarmalamış. Eller ellerde, bacaklar bacaklarda, dudaklar dudaklarda
kenetlenmiş. Sevginin ve aşkın doruğa ulaştığı iki bedenin bir birlerine
sarıldığı bu anda, su perisi Salmakis tanrılara haykırarak yalvarmış: “Ey
yüce tanrılar! Ne olur bu yakışıklı delikanlıyı benden ayırmayın, aynı
bedende bir can gibiyiz. Hiç bir güç bizi birbirimizden ayırmasın”.
Tanrılar bu yürekten gelen sesi
cevapsız bırakmamışlar. Salmakis’in o büyük aşkını, Hermafrodit’in
bedeninde birleştirerek ölümsüzleştirmişler. O gün bu gün Hermafrodit,
insan vücudunda erkek ve dişi yarımlarının bölünmez bir bütünü, iki
cinsli bir mitos olarak dünyamızda yaşamış.
İnsanların birlerce yıl boyuncu yerleşik olarak yaşadıkları Bodrum,
inanılmayacak kadar zengin bir geçmişe sahiptir. Birçok büyük uygarlığın
ve tarihi olayların içinde veya yakınlarında oluşmuş olması, Halikarnas'ı
(Bodrum'un eski adı) tarihçiler için önemli bir yer konumuna getirmiştir.
Bodrum hakkındaki tüm bilgilerin tek bir kaynaktan elde edilmesi olanaksız
gibidir; bu nedenle aşağıdaki bilgiler birçok kaynaktan derlenmiştir.
Bu bölgede yapısal izler bırakan ilk yerleşim yeri; Aziz Peter (St. Peter)
kalesinin bulunduğu şimdiki küçük kayalık İadaydı. (O zamanlar kale
tamamen suyla çevriliydi). St. John şövalyeleri kendi kalelerini inşa
etmeye geldiklerinde, M.Ö. 1100'lerde Dorlar tarafından yapılmış daha eski
bir kalenin kalıntılarıyla karşılaşmışlardı.
M.Ö. 5'ci yüzyılda yaşamış olan ve "Tarihin Babası" olarak tanınan Herodot,
Halikarnas'ta doğmuştur. Herodot, Dorlar'ın, Peleponez'in doğu kıyılarında
Trözen'den geldiğini yazmıştır. Dorlar, yeni adalarına Zefiriya,
yerleştikleri bölgeye de Zefiriyum adını verdiler.
Tarihçiler, Harikarnas'ın temellerinin
nereye dayandığı hakkında çok az bilgiye sahiptirler. Halikarnas
hakkındaki ilk bilgiler M.Ö. 7.y.y.'a dayanır. Halikarnas, Heksapolis-Dor
Konfederasyonu'na bağlı altı üyeden biriydi. Ayrıca karada Knidos şehri,
Kos adası ve Rodos üzerindeki üç şehir de bu üyeler arasındaydı.
Bu şehirleri kurmak, oraya sonradan gelerek çevreyi önceki sakinleriyle
paylaşmak zorunda kalan Dorlar için hiç de kolay değildi. Karyalılar
olarak bilinen bölge yerlilerinin yoğun ve şiddetli saldırılarından
kendilerini korumak zorundaydılar. Homeros "İliyada"sında Karyalılar'dan
"dil barbarları" diye söz etmiştir. (Bununla birlikte, bir çok dilbilimci,
Bodrum'un da içinde bulunduğu bölgedeki lehçenin Türkiye'nin batısındaki
en kaba lehçe olduğunu belirtmiştir). Eski tarihçiler, Karyalıların
Yunanlılar'a miğferlerinin üzerindeki sorgucu nasıl takacaklarını ve
önceleri omuz hizasına savrularak kullanılmakta olan kalkan kabzasını
nasıl kullanacaklarını öğrettiklerini yazmışlardır. Bir Yunanlı'nın
Salmakis'te han açmasıyla (bu han günümüzde, Bodrum limanının batısında,
şimdiki Bardakçı Koyu'nun suları altında kalmıştır) Dorlar ve Karyalılar
bölgeyi birlikte yönetir duruma gelmişlerdi; hatta Karyalılar zamanla
kolonidekilere oranla daha düzenli bir yaşantı kurdular. Her iki ırk da
barış içerisinde yaşamağa başladı ve karşılıklı ticari ilişkilere de
girişildi.
Salmakis pınarının bir çok
rahatlatıcı özellikleri olduğu rivayet edilmiştir. Bir başka rivayet de,
içimi mükemmel olan bu suyun erkekleri yumuşattığı, efemineleştirdiği,
hatta bazı durumlarda iktidarsızlaştırdığı hakkındadır. Bu iddialar
sonucunda da Hermafrodit efsanesi doğmuştur.
Rivayete göre, güzellik Tanrıçası Afrodit'in delikanlılık çağındaki oğlu
bir gün çeşmeden akan suyun oluşturduğu bir gölde yüzer. Gölün perisi
Salmakis, ona aşık olur ve tanrılara tek bir vücutta yaşayabilmeleri için
yalvarır. Dileği kabul edilir; tanrılar da yarı erkek, yarı kadından
oluşan Hermafrodit'i yaratırlar.
Herodot, Halikarnas'ın çevresinde İyonyalı denilen bir grup yerli halkın
giderek çoğaldığını, hatta iki halkın içiçe yaşadıklarını yazmıştır. Bu
durum Heksapolis'in diğer sakinlerinin pek hoşuna gitmemiş ve bir
Halikarnaslı'nın yanlış bir davranışı, Halikarnas'ın ittifaktan
kovulmasına zemin hazırlamıştır.
Apollo'nun onuruna her yıl düzenlenen Tropium'daki oyunlara altı şehir de
katılır. Bir yıl, Agasides adındaki bir Halikarnaslı bronz madalyayı
kazandığında, törelere uyup, ödülü Apollo'ya adamak yerine, evindeki
duvara asınca, diğer Dor şehirlerini öfkelendirmiş ve Halikarnas'la
ilişkilerini kesmeleri için onlara yeterli nedeni sağlamış oldu.
M.Ö. 5'ci y.y.'da Halikarnas tamamiyle bir İyon şehri görünümündeydi.
Herodot ve amcası Panyasis o sıralarda eserlerini İyonca'da yazmışlar, bu
döneme ait hiç bir eserde de Dor lehçesinin izine rastlanmamıştır.
M.Ö. 546'da Persler (İranlılar) kıyıdaki Yunan şehirlerini işgal etmişler,
Halikarnas da diğer şehirlerle birlikte düşmüştür. Pers yönetiminde birçok
hanedan, şehri yönetimiştir. Bunların en ünlüsü de M.Ö. 480'de yönetime
geçen I.Artemis'tir.
Herodot yazılarında, bu dikkat çekici kadına geniş yer vermiştir; o
sıralarda Yunanistan'I istila etmekte olen Zerzes'in donanmasına I.
Artemis'in gereksizce gönüllü asker toplanması hakkında şöyle yazar:
"…erkekçe tavır ve davranışları onu savaşa sürükledi… Yunanistan'a yapılan
saldırıya, kadınlığını gözardı ederek katılması, beni gerçekten de
etkilemiştir…". Bu saldırıda bir savaş gemisini büyük bir başarıyla
kumanda etmesi, Zerzes'e "Emrindeki erkekler kadın, kadınlarsa erkekçe
davrandılar" dedirtmiştir.
Artemis'in oğlu Pisindalis, onun ardından
başa gelmiş ve Halikarnas'ın (Kos ve başka şehirler de olmak üzere)
yönetimini sürdürmüştür. Tarihçiler Pisindalis dönemi hakkında pek yorum
yapmazken, oğlu II. Lidamis için acımasız, zalim ve baskıcı sıfatlarını
kullanmaktan kaçınmamışlardır. Herodot, II. Lidanis'in otoritesi ve zulmü
karşısında dayanamayarak anayurdunu bırakıp, Samos adasına gitmiştir.
1856'da arkeolog Sir Charles Newton,
II. Lidanis'in kendi politikasına uymayan görüşlere karşı olduğu olumsuz
tavrı açıkça ortaya koyan bir kanun belgesi bulmuştur. II. Lidanis'in
ardından kimin yönetime geldiği, ya da zulmünün neden ve nasıl sona erdiği
hakkında hiç bir bilgiye sahip olmamakla beraber, bölgede M.Ö. 4 ci
y.y.'da büyük bir değişimin yaşandığını söyleyebiliriz.
Bir önceki yüzyılda, Pers yönetimi bölgeden atıldıktan kısa bir süre
sonra, Atina ile Persler arasında imzalanan "Kral Barışı" antlaşmasıyla,
Asya'daki şehirlerin yönetimi tekrar Perslerin idaresine geçmiştir.
Persler bölgeyi küçük prensliklere bölmüş ve M.Ö. 377'lerde Kral Mozulus,
Karya ve Halikarnas valisi olarak bölgeyi yönetmiştir.
Mozolus'un iktidarına kadar Halikarnas oldukça küçük bir şehir
niteliğindeydi, ancak Mozolus'un bu bölge için müthiş projeleri vardı.
Ayrıca, bu bölgenin istihkam ve ticaret için çok elverişli olduğunun da
farkındaydı. Başkent, Milasa'dan (bugünkü Milas) buraya taşıyarak şehrin
etrafına büyük ve uzun duvarlar inşa ettirmişti; bu duvarların günümüze
kadar ulaşan bölümleri halen Bodrum'dadır. Bölge nüfusunu arttırmak
amacıyla Mozolus, diğer altı şehrin yerleşim yerlerini de buraya taşıttı.
Mozolus, bu projelerini uygulayabilmek için, idaresinde halkı ağır
vergilere boğdu. Öyle ki; "omzu aşan uzunluktaki saçtan bile vergi alacak
kadar…".
Mozolus'un projelerinden biri de, klasik çağdaki Bodrum'dan günümüze
ulaşabilen tek yapı olan Antik Tiyatro'dur. Bodrum'un ortasındaki Göktepe
dağının güney eteklerindeki bu tiyatro, Anadolu'nun en eski
tiyatrolarından biridir. 1960'larda bir grup Türk tarafından restore
edilen bu tiyatro, günümüzde de Bodrum'daki bir çok festivale sahne
olmaktadır.
Tiyatro'yu görmeye gelen turistler orada öylece oturup, limandan çıkan ve
limana yanaşan tekneleri izlerlerken, o keyifli saatlerin nasıl da
geçiverdiğini farketmezler. Tiyatronun ilginç nitelikleri arasında,
oyunlardan önce Diyonyus uğruna kurbanların kesildiği sunağı ve bazı
koltukların arasındaki, belki de gölgelik olarak kullanılmış olabilecek
delikleri sıralayabiliriz. Her koltuk arasında 40 cm.'lik bir mesafe
bırakılmış olan tiyatro 13.000 kişi kapasitelidir. Göktepe dağına kısa bir
tırmanış sırasında, taştan oyulmuş mezartaşlarını görebilirsiniz. Roma ve
Helenistik çağdan kalan bu oyulmuş mezartaşları, bir zamanların ölüm
sembollerini ve çeşitli lahitleri hala üzerlerinde taşımaktadırlar (bazı
kalıntılar halen kale müzesinde sergilenmektedir).
Mezarlarda görülen sembollerden biri de
küçük "gözyaşı kapları" dır. Bu yüksük büyüklüğündeki kaplar yas
tutanların gözyaşlarıyla doldurularak, ölüyle birlikte gömülürdü. Bir
kişinin önemi arttıkça, "gözyaşı kapları"nın sayısı da artardı. Mozolus
M.Ö. 353'te ölünce kızkardeş-karısı Artemis II başa geçti.
Artemis II yalnızca onüç yıl tahtta kaldı, fakat iki önemli iş yaptı;
biri, tarihsel çağların yedi harikasından biri olan Kral Mozolus'un
mezarının inşaatını sürdürmekti ("mozole" sözcüğü buradan alınmıştır),
diğeri de, I. Artemis'in zekası ile rekabet edebilecek düzeyde yaptığı bir
savaştı.
Pilini ve diğer tarih yazarları
mozolenin gerçek bir harika olarak korunması konusunda fikir
birliğindeydiler. Deniz üserindeki oldukça uzak bir noktadan bakıldığında,
20 katlı bir bina kadar yüksek görülüyordu. Bugün bu yeri görmeye gelen
ziyaretçiler, ondaki görkemi ancak hayal edebilmektedirler. Mozole 1500
yıl boyunca ayakta kalabilmişse de, bir zelzele sonunda harabeye
dönmüştür. Daha sonra Aziz Jhon'un Şövalyeleri buraya gelerek, harabedeki
kalıntıları, kendileri için inşa ettikleri kalenin duvarlarının yapımında
kullanmışlardır.
Bu mozolenin genel olarak kabul edilmiş bulunan görünümü şöyledir: Boyu
eninden uzun, dört bölümden oluşmuş halde ve sağlam bir taban üzerinde
sıra halinde dizili 36 kolonluk bir salon ve sonra 24 basamaklı ve
basamakların en üstünde, Mozolus ve Artemis'in heykelleri de bulunan ve
dört atın çektiği bir arabanın olduğu bir piramit. Duvarların dört bir
yanı zamanın en büyük ustalarının freskleriyle bezenmişti ve mozolenin bu
derece muhteşem bir yapıt olmasının nedeni de bu duvar freskleriydi.
Bunların bazı parçaları İngiltere'deki Castle Müzesi içinde bulunan
Britanya Müzesi'ne (British Museum) taşınmıştır; ancak bazı sütun ayakları
ve bloklar da yerinde görülebilmektedirler (bunların pek çoğu da kalenin
duvarlarındadır).
Artemis'in ustaca yaptığı ve anılardan hiç
silinmeyen ikinci önemli iş de Rodos'u kuşatmaktı. Rodoslular, Karyalı bir
kadın hükümdar ile pazarlığa oturmanın yakışık almayacağını düşündüler
(hem kim bilir, belki de bu bir fırsattı), Artemis'I oradan kovmak için
bir donanma gönderdiler. Artemis bu planı önceden duydu ve kuvvetlerini
ana limanın yakınındaki gizli bir limana sakladı. Rodoslular karaya
yanaşarak çıktıklarında, Artemis'in adamları gemileri tekrar açık denize
doğrulttular. Rodoslu askerler kuşatıldı ve pazar yerinde başları kesildi.
O sırada Karyalılar onlara ait gemileri Rodos'a yönelttiler. Rodoslular
kendi askerlerinin zaferle döndüğünü sanarak, düşman askerlerini
karşıladılar ve böylece Karyalıların kucağına düşmüş oldular. Artemis'in
varisleri, onun kadar önemli işler yapmamışlardır.
Büyük İskender büyük bir hızla Anadolu'yu talan etmeye başladı ve bir süre
sonra M.Ö. 334'de Halikarnas'a gelerek Karya Prensliği'nin kralicesi
Orontabatis'e ulaştı. Bu şehir, Persler için, İskender'e Ege'de karşı
çıkabilecekleri son fırsattı. Böylece Orontabatis, Yunanlı paralı
askerlerden büyük bir Pers ordusu kurdu. Tarihçilerden Diodius ve Aryan'a
göre, her iki taraf da olağanüstü gayretlerle savaştı. Bu arada
Halikarnaslılar da, İskender'I oldukça kızdıran bir direnişi inatla
sürdürdüler. İskender de askerleriyle şehrin surlarından içeri girdi ve
kendisine engel olan direnişçilere ceza olarak, her şeyin yığınlar halinde
yakılmasını emretti (fakat yerli halka dokunmadı).
Bir yandan, kıyıdan uzaktaki bu
altı şehre yeni yerleşmekte olan halk, kendi topraklarına geri
gönderilirken, diğer yandan Orontabatis ve Persli ortağa Memnon, biri ana
limanın doğusunda, diğeri ise batısında bulunan Salmakis ve Zefsiya'daki
şatolarda mahsul tutuldular. Donanmalarının geri kalanı Kos'u tuttu. Kale
düştüğü zaman, İskender, daha önce yakıp yıktığı bu küçük Adaprensliğinde
kuvvet topladı.İskender'in zaptından sonra Halikarnas bir daha eski gücünü
kazanamadı. Şehrin tarihi bir süre daha hareketsiz geçti, ancak
bilindiğine göre, M.Ö. 3'cü yüzyılda bu şehirde savaş gemileri inşa
ettiren Mısır Kralı II. Pitoleme'nin gücü altına girdi. Roma, Mısır'I M.Ö.
190 yılında fethettiğinde, Halikarnas da özgürlüğüne kavuştu. Bu özgürlük,
M.Ö. 129 yılında Roma,Karya'yı da Asya'daki yeni yapısına katıncaya kadar
sürdü. M.S. 400 yılında, Roma'nın düşüşü ve Hıristiyanlığın yükselişiyle
Halikarnas, Afrodisyas Başpiskoposlugu'na bağlı olarak, bir piskoposluk
mıntıkasına dönüştü. Bu sırada, başkenti Konstantinopol (bugünkü İstanbul)
olan Bizans imparatorluğu, en zengin seviyesine ulaştı. Bu geniş
imparatorluk çok geçmeden Kuzey Afrika, İtalya ve İspanya'yı da
topraklarına kattı. Ancak Bodrum ve havalisinin önemli olduğu dönem sona
ermişti. Böylece, Türklerin 11. Asırda bu bölgeyi almalarına kadar,
tarihçiler için, bu topraklar hakkında yazabildikleri çok az olay
olmuştur. Bizanslılar burayı birinci Haçlı dönemi sırasında 1906'da ele
geçirdilerse de, Türkler üç yıl sonra burayı geri aldılar.
13.y.y. sonlarına doğru, Karya olarak bilinen bölge Menteşe Beyliği'nin
eyaletlerinden biri oldu ve 1392'de Sultan Bayezit tarafından Osmanlı
İmparatorluğu'na katıldı. Bu sırada Aziz John şövalyelerinin kalesi
Simirna'daydı (bugünkü İzmir). Moğol lideri Timurlenk 1402'de burayı
harabetti; onlar da, Türk Sultanı Mehmet Çelebi'den, yerine yeni toprak
talep ettiler. Şövalyelere Halikarnas verildi. Burada yeni bir kale inşa
ettiler ve bu eyaleti (buraya Mesi derlerdi) yüzyıldan fazla denetlediler.
1523'de, tüm sultanların en büyüğü Kanuni
Sultan Süleyman, şövalyeleri topraklarından kovdu. Osmanlı İmparatorluğu
Sultan Süleyman'ın 40 yıllık hükümdarlığı boyunca doruğa yükseldi, fakat
bunu uzun süren iç krizler ve düşüş dönemleri takip etti.
Bodrum 1770'de Rus donanması
tarafından top ateşine tutuldu ve 1824'deki Yunan ayaklanmasında da Türk
Donanma Üssü olarak kullanıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında "Duplex"
adlı Fransız savaş gemisi Bodrum'u ateşe tutarak, karaya yanaşmak istedi,
ancak halk onları engelledi. Osmanlı İmparatorluğu, Bodrum'u İtalyanlara
kaptırdı ve İtalyanlar 1919'da burayı işgal ettiler. Türk Kurtuluş
Savaşı'nın kaçınılmaz zaferi sırasında, İtalyanlar 1922'de buradan sürüldü
ve Bodrum, olağanüstü güzellikteki doğal çevresinden dolayı, dinlence yeri
ve yaşamın tadı çıkarılan bir belde oldu.
BODRUM MOZOLESİ
Yüksekliğinin 45 metre olduğu
hesaplanmıştır. Güzelliği kendisinden çok heykellerin olağanüstü
olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca birçok insan, aslan, at ve hayvan
heykeli de vardı. Heykeller dört ünlü Yunan heykeltraşı olan Bryaxis,
Leochares, Scopas ve Timotheus tarafından yapılmıştı. Her biri Mozole'nin
bir yanını süslemişti. 19. yüzyıldan sonra arkeolojik kazılar yapıldı ve
elde edilen bilgilerle yapının boyutları daha iyi anlaşıldı.
"Ben burada, Halikarnas'ta yatıyorum. Hiçbir ölü için bu kadar büyük bir
anıt yapılmadı. At heykelleriyle süslendi ve bunun için en iyi mermerler
kullanıldı..." (Kral Maussollos- Lucia'nin 'Ölü Diyolgları'ndan")
Büyük Piramit'te olduğu gibi, line antik bir kralın mezarıyla karşı
karşıyayız. Mezarın yeri önemlidir. Coğrafi olarak Artemis Tapınağı'na
yakındı ve estetik bir yapı ve sanat şaheseriydi.
Yeri; Güneybatı Türkiye'de Ege
kıyısında Bodrum'da.
Tarihi; Persliler, sınırlarını genişletip Mezopotamya, Hindistan ve
Mısır'a yayıldıkça ülkelerini kendi başlarına idare edemez olmuşlar ve uç
beylikler giderek daha bağımsız hale gelmiş. Anadolu'daki Karia Kralı
Mausollos da bu beylerden biriymiş, yaptığı tek iş de başkenti Bodrum'a
taşımak ve kendi adına kocaman bir mezar yaptırmak olmuş. Aslında onu bile
karısı ve kız kardeşi yapmış. Kral ölmeden önce başlayan inşaat, kral
milattan önce 353'de öldüğünde bitmiş.
İmparatorluğun çok büyük olması nedeniyle, Pers Kralları yönetimde
zorlanıyorlar ve yerel yöneticilerin desteğinden yararlanıyorlardı.
Bunlara Satrap deniyordu. Bodrum'un içinde bulunduğu Karia Bölgesi ve
Krallığı da bunlardan birisiydi. MÖ 377-353 yılları arasında yaşayan Karia
Kralı Mausollos'un başkenti Bodrum yani Halikarnas'tı.
Anıt veya Mozoleum, kralın ölümünden 3 yıl, karısının ölümünden ise 1 yıl
sonra tamamlandı. Bodrum Mozolesi, 16. yüzyıl boyunca yapıldığı günkü gibi
kaldı, sonraki depremlerde çatısı ve kolonları yıkıldı, 15. yüzyılda Malta
Şövalyeleri bölgeye hakim olunca mozoleyi yıkıp yerine bir kale yaptılar.
Bugün Bodrum'da görülen kalenin parlak taşları ve mermer blokları
Mozole'yi anımsatmaktadır. 150 yıl kadar önce Mozoleyi meydana çıkaran
İngiliz Arkeologları heykel ve kabartmaları alıp gitmişlerdir. Bazı heykel
kalıntıları ve Yunanlılarla Amazonlar arasındaki bir savaşı gösteren
frizler bugün Londra'daki British Museum'da görülebilirler. Yıkılan sütun
ve taşların bir kısmını Rodos Şövalyeleri başka bir yapıda kullandılar.
Tanımlama; Mozole 40x30 boyutunda
bir dikdörtgendi ve basamaklı bir podyumun üzerindeydi. Çevresi
heykellerle süslenmişti. Mezar salonu ve lahit beyaz mermerdendi ve
altınla süslenmişti. Podyumun çevresinde iyonik sütunlar, piramit
şeklindeki çatının çevresinde de yine heykeller bulunuyordu. Dört atın
çektiği dev bir savaş arabası heykeli tepedeydi. Yüksekliğinin 45 metre
olduğu hesaplanmıştır. Basamaklı bir piramit görünümündeydi. Güzelliği
kendisinden çok heykellerin olağanüstü olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca
birçok insan, aslan, at ve hayvan heykeli de vardı. Heykeller dört ünlü
Yunan heykeltraşı olan Bryaxis, Leochares, Scopas ve Timotheus tarafından
yapılmıştı. Her biri Mozole'nin bir yanını süslemişti. 19. yüzyıldan sonra
arkeolojik kazılar yapıldı ve elde edilen bilgilerle yapının boyutları
daha iyi anlaşıldı. Mozoleum, Asma Bahçeleri gibi bir aşkın ölüme karşı
direnişiydi. Bugün ikisi de, yapımcıları gibi ebediyen yokoldular. Ama biz
onları biliyoruz.
Antik dünyanin bilinen 7 harikasindan
biri olan Mavsoleion antik adi Halikarnassos olan Bodrum Ilçesi'nde
bulunmaktadir. M.Ö. 350 tarihinde eskiden de mezarlik olarak kullanilan
bir alanda Karyali Pers Satrabi Mavsolos tarafindan insaatina baslanmis,
ölümü üzerine kiz kardesi ve ayni zamanda karisi olan Artemisia tarafindan
bitirilmistir. Anit 105 mt. X 242 mt. boyutundaki bir teras üzerine
yapilmistir. Antik çagda yasamis olan yazarlar bu anitin mimarinin Pytheos
oldugunu yazarlar. Ayrica bu görkemli aniti süsleyen kabartmalarin da o
dönemde yasamis olan en ünlü heykeltraslardan Leokhares, Bryakuis, Skopas
ve Timotheos tarafindan yapildigi gene antik yazarlardan ögrenilmektedir.
Anitin temelleri yerli kayaya oyularak olusturulan yaklasik 5 mt.
derinlikteki bir çukur içine açilmistir. Antik kaynaklara göre tepedeki
basamakli çatisi ile birlikte yaklasik 50 mt. yüksekliginde olan anitin
yukari kisminda dört yani çevreleyen 36 sütundan (9x11) olusmus bir sütun
sirasi bulunmaktaydi. Tepede 24 basamakli bir çati en üstte de 4 atli 1
araba ve arabanin içinde de Mavsolos ve Artemisia'nin heykelleri yer
almaktaydi. Çatinin en alt basamagi üzerinde koruyucu aslan heykelleri
bulundugu belirtilmektedir. Sütunlar arasinda heykeller bulunan sütun
sirasinin altinda yapinin gövdesi üzerine de ünlü Amazon Frizi
yerlestirilmisti. Anitin tamami yesil tas bloklarla insa edilmis dis yüzü
beyaz mermer ve mavimsi kireç tasiyla kaplanmistir.
Uzun yillar doga ve insan tahribatina karsin ayakta duran mezar aniti M.S.
1304 yilinda tüm Bati Anadolu'yu sarsan depremle yikilmistir. 1846'da Lord
Stratford'un ve 1857-1862 yillari arasinda Newton'un sürdürdügü kazilarda
ortaya çikan eserlerle 19. yüzyil baslarinda St. Jean Sövalyeleri'nin
kaleyi yaparken duvarda kullandigi eserler Newton tarafindan
Ingiltere'deki British Museum'e gö- türülmüstür. Frizinden iki orjinal
parçada Mavsoleion aniti alanindaki müzede bulunmaktadir. 1966-1972
yillari arasinda Danimarka Aarhus Üniversitesinden Prof. Dr. Kristian
Jeppesen baskanligindaki Danimarkali kazi kurulu burada bilimsel
arkeolojik kazilari sürdürmüs ve simdi elimizde olan degerli arkeolojik
bilgileri olusturmustur. Yine Prof. Dr. Kristian Jeppe-sen'in bilimsel ve
maddi katkilariyla bu alanda küçük bir müze yapisi olusturulmus ve 1982
yilinda ziyarete açilmistir.
Müzenin kapali bölümünde Mavsoleion'a iliskin tüm ayrintili bilgilerin
Mavsoleion'un tarihinin asamalarina ve günümüzde yapilan arkeolojik
arastirmalarin evrelerini ve buluntularini izlemek olasidir. Yari açik
kisimda halen British Museum'da bulunan friz kabartmalarinin alçi
kopyalarini görmek mümkün olmaktadir. Ayrica bu bölümde bir kisim mimari
ayrintilar da buluntular isiginda sergilenmeye çalisilmistir. Müze
yapisinda önümüzdeki yillarda bir revizyon ve sergilemede yeniden
düzenleme çalismalari planlanmaktadir. Bu çalismalar sonucunda orijinali
British Museum'da bulunan tüm yontularin 1/1 kopyalari müzede
sergilenebilecektir.
Bodrum Kalesi
Iki liman arasinda kayalik bir alan üzerinde kurulmustur. Antik çagda önce
ada olan bu alan sonralari anakaraya baglanarak yarimada seklini almistir.
1406 - 1523 tarihleri arasinda insa edilen St. Jean Sövalyeleri'nin
kalesi, kare planli, 180 x 185 m. ölçülerindedir. Iç kale içinde degisik
ülke adlari verilmis kuleler bulunmaktadir. En yüksek kule deniz
seviyesinden 47.50 m. yükseklikteki Fransiz Kulesi'dir. Bu kuleden baska;
Italyan, Alman, Yilanli ve Ingiliz kuleleri de bulunmaktadir. Kalenin dogu
duvari disinda kalan bölümleri çift beden duvarlari olarak takviye
edilmistir. Iç kaleye 7 kapi geçilerek ulasilir. Kapilar üzerinde armalar
bulunmaktadir. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve
aslan figürleri bulunmaktadir. Iç kalede Sapelin alti dahil olmak üzere 14
sarniç vardir. Kale korugani, çiftli duvarlararasi su hendegi, asma köprü,
kontrol kulesi, II. Mahmut tugrasi kalenin göze çarpan yerlerindendir.
Bodrum Kalesi, 19. yüzyil sonunda kalenin hapishane olarak kullanildigi
dönemde bir hamam yapisi ile Osmanli niteligi kazanmistir. Kale bugün
Sualti Arkeoloji Müzesi olarak kullanilmaktadir. Müze kolleksiyonlarinda
bulunan eserler Türk hamami, Amphora sergilemesi, Dogu Roma Gemisi, Cam
Salonu, Cam Batigi, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyali Prenses Salonu,
Ingiliz Kulesi, Iskence ve Katliam Odalari ve Alman Kulesi'nde
sergilenmektedir. Ayrica, 33.5 dönüm genisligindeki bir arazi üzerine
kurulmus olan kalede açik mekanlarda da eser sergilemesi yapilmaktadir.
Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi
1995 yilinda Avrupa 'da Yilin Müzesi Yarismasi "Özel Övgü" ödülünü
almistir. Müzede yasayan müzecilik anlayisi içinde modern sergilemelerden
örnekler görmek mümkündür.
SERÇE LIMANI
CAM BATIGI
Sualti Arastirma Enstitüsü (INA) Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi ile
birlikte Türkiye'nin güney kiyilarinda bir dogal koy olan Serçe Limani'nda
1977 - 1979 yaz aylarinda Ortaçag'a ait bir batikta sualti kazisi
yapmistir.
Fatimiler tarafindan yönetilen Suriye'nin güney kiyilarindan M.S. 1025
yillarinda yelken açan tekne çesitli yüklerin yanisira üç ton agirliginda
külçe, kirik cam ve mamul cam tasimaktaydi. Cam külçeler Bizans
Imparatorlugu'nun sinirlari içinde bulunan büyük olasilikla Kirim ya da
Asagi Tuna yöresindeki küçük bir cam atölyesine sevkedilmekteydi.
Iki Latin yelkenle yol alan yaklasik 16 m. boyundaki bu tekne nehir
seyrine de çok uygun alti düz bir yapiya sahiptir. Karinasi saglam
kalmamasina ragmen, gemi yapim tarihi yönünden büyük önem tasiyan
arkeolojik bir bulgudur. Tekne tasariminda kullanilan geometrik formüllere
göre modern yapim teknigi ile insa edilmis en eski örnektir.
Serçe Limani batigindan çikartilan Islam cami, seramigi ve madeni eserleri
ayni döneme ait en büyük buluntu toplulugudur.
Bu derleme, diger Ortaçag Islam kazilarindan elde edilen benzer esyalarin
tarihlerinin daha dogru saptanmasina katkida bulunmakta ve Islam Sanati
tarihindeki belli basli bir döneme bakis açisina yeni görüsler
getirmektedir
BODRUM SUALTI ARKEOLOJI
MÜZESI TICARI AMPHORALARI
Müzedeki ticari amphoralarin büyük bir bölümü sualti buluntusudur. Bu
amphoralar Bodrum'un süngercilik merkezi olmasi nedeniyle, sünger avlamak
için su altina dalan süngerciler ve kangavacilar tarafindan çikarilarak
müzeye armagan edilmistir. Bunlarin yaninda Sualti Arkeoloji Enstitüsü (INA)'nün
yaptigi sualti kazilarindan gelen amphoralar da bulunmaktadir. Bu kazilar,
M.Ö. 1200 Gelidonya Burnu Batigi, M.S. IV. yüzyil ve M.S. VII. yüzyil
Yassiada Batiklari, M.S. XI. Yüzyil Serçe Limani Cam Batigi, M.Ö. III.
yüzyil Hellenistik
Batik ve M.Ö. XIV. yüzyil Kas Batigi kazilaridir.
Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi'ndeki ticari amphoralar, dünyanin en büyük
amphora kolleksiyonudur. Degisik kökenli amphoralarin ancak onda biri,
asagi avlu sundurmasinda, yasayan müzecilik anlayisina uygun olarak
sergilenmistir. Müze kolleksiyonunda bulunan en eski amphoradan (M.Ö.
1400), 1992 üretimi testiye kadar pek çok amphoranin nasil tasindigi, ne
tasindigi, ne tasidigi, gemilere istiflenis biçimi, tablolarla
desteklenerek gösterilmistir. Sergilemenin sonunda bir Ortaçag Cam dükkani
bulunmaktadir. Avluda mozaik ve kuyu vardir. Burada zaman zaman Roma
dönemi giysili kisiler dolasmakta ve hediyelik esyalar satilmaktadir.
KARYALI PRENSES
1989 yili Nisan ayinda, Bodrum girisinde, temel kazisi sirasinda bir mezar
odasi bulunmus ve Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi uzmanlarinca açilmistir.
Mezar odasi içinde günümüze kadar hiç soyulmadan gelen bir lahit ortaya
çikarilmistir. Mezar odasiyla lahit arasinda siyah sirli yonca agizli bir
kap (Oinochoe) bulunmustur. Üç kadeh (60 cc.) sarap alabilen bu sürahi,
muhtemelen ölen kisinin en sevdigi kaptir. Lahit kapagi yüzlerce kisinin
gözü önünde kaldirilmistir. Oldukça iyi durumdaki bir iskeletle
karsilasilmistir. Altin taç, iki altin kolye, altin elbise süsleri, üç
yüzük ve iki bilezik bulunmustur. Lahit buluntulari göz kamastirici
niteliktedir. Paleoantropologlarca kemikler üzerinde yapilan inceleme
sonucunda, iskeletin birden fazla dogum yapan bir kadina ait oldugu
anlasilmistir. Kadinin 40 yaslarinda öldügü sanilmaktadir. Buluntular, M.Ö.
360 - 325 yillarina tarihlendirilmektedir. Ölü topraginin elenmesi
sirasinda findik faresine ait kemikler bulunmustur. Bu da Prenses'in son
ziyaretçisinin lahte girdikten sonra çikamayan bir fare oldugunu
göstermektedir. "Karyali Prenses" diye adlandirdigimiz bu soylu kisinin
Hekatomnos sülalesinin bir üyesi oldugu sanilmaktadir. Karya Satrabi
Mavsolos, M.Ö. 355'te Milas Labranda kutsal kentinde bir sölen evi (Andron)
yaptirmistir. Prenses'in burada düzenlenen bayramlara katildigi
düsünülmektedir. Karyali Prenses, Mavsolos sölen evi benzeri bir salonda,
lahit buluntulari ve yeniden canlandirilmis yüz görünümüyle
sergilenmektedir. Yüz yapim islemine kafatasinin alçidan kalibi alinarak
baslanir. Elde edilen alçi kalip üzerindeki belirli noktalara igne
çubuklar batirilir. Bu çubuklar bulunduklari noktalardaki yumusak
dokularin maksimum kalinliklarini gösterir. Yüzün bütün özellikleri,
kafatasinin anatomik yapisina göre; kil ile önce kaslar, sonra bunun
üzerine yumusak dokular ve deri tek tek, adim adim
kaplanarak portre tamamlanir. Daha sonra iskeletin irksal özellikleri ile
ilgili bilgiler degerlendirilerek; gözler, deri ve saç renklendirilir. Bu
teknik kisinin gerçege yakin portresini verir. Sölen evinde, Karyali
Prenses altin süslemeli uçusan elbisesiyle konuklari karsilamakta,
nedimesi yonca agizli sürahiden sarap sunmakta lahidin basinda tütsü
yakilmakta ve bir zamanlar kutsalligina inanilan altin küpeli, kahin yilan
baliklari, dönemine ait unutulmus bir gelenegi tekrar yasatmaktadir.
Anadolu'da her yil birçok kazi yapilmakta, yüzlerce mezar ortaya
çikarilmaktadir. Buluntular, yasayan müzecilik anlayisiyla çok az müzede
degerlendirilmektedir. Dünya müzeciliginde ilk defa, Bodrum Sualti
Arkeoloji Müzesi, Karyali Prenses Salonu'nda, ziyaretçiyi zaman tünelinden
geçer gibi 2400 yil önceye götürmekte ve tüm duyulara hitap ederek geçmisi
yasatmaktadir.
M.S. 7.YÜZYIL
DOGU ROMA GEMISI
Sünger avcisi kaptan Kemal ARAS tarafindan 1958 yilinda bulunana dek gemi
ve içindeki yük denizin dibinde kaldi. 1961-1964 yillari arasinda
Pennsylvania Üniversitesinden Prof.Dr. George F.BASS baskanliginda Türk ve
Amerikali uzmanlardan olusan bir ekip geminin kazisini yapti.Halen Bodrum
Sualti Arkeoloji Müzesi Müdürü olan T. Oguz ALPÖZEN de bu ekibin bir
üyesiydi.Kazi sonucu çikarilan eserler 30 yili askin bir süre Bodrum
Kalesi'nde korundu.
Geminin kiç bölümü Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi ve INA uzmanlarinin
çalismalariyla 1:1 ölçeginde yapildi.Dünya Müzeciliginde ilk kez gemi ve
batik gemi bir arada sergilendi.
HALIKARNASSOS
Antik çagin en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos M.Ö. 11. yüzyilda
kurulmus olmalidir. Dor kolonistleri tarafindan kurulmus olmasina karsin
Halikarnassos özellikle M.Ö. 5. yüzyil baslarinda tam bir Ion kenti
görünümündedir. O çagda Kraliçe Artemisia tarafindan yönetilen sehir
Perslerin tarafini tutuyordu. Salamis deniz savasinda Artemisia'nin
gemisini yanlislikla batirmasina karsin olayi anlamayan Pers krali
tarafindan ödüllendirilmistir.
M.Ö. 5. Yüzyilda Pers Satrabi Mavsolos Halikarnassos'u Karya Bölgesi
baskenti yapmis ve halki üç büyük kentte oturmaya mecbur etmistir. Bu
sehirler Halikarnassos, Myndos ve Theangela'dir. Mausolos'un 353 yilinda
ölümünden sonra yerine karisi ve kiz kardesi Artemisia geçmis ve kocasi
adina Dünyanin Yedi Harikasi'nden biri sayilan mezar anitini tamamlamistir.
Artemisia'nin 35l yilindaki ölümünden sonra da kardesi Idrieus, onun da
ölümünden sonra basa M.Ö.334 yilinda kiz kardesi ve karisi Ada geçmistir.
En küçük kardesi Piksadaros'un Ada'yi Alinda'ya sürmesinden sonra satrap
oldugu bilinmektedir. Büyük Iskender 334'te sehri ele geçirdikten sonra
Ada'yi sehri yönetmek üzere geri çagirmistir. Bu çagdan sonra sehir M.Ö.
129'a kadar bagimsiz kalmis daha sonra da Roma'nin Asia Eyaleti'ne bagli
küçük bir sehir olarak varligini sürdürmüstür. M.S. 14. yüzyilda kisa bir
süre Türklerin elinde kalmis, 1402 yilindan sonra St. Jean sövalyelerine
verilmistir.
Halikarnassos antik kentinin kuzeyinde yer alan ve nekropol olarak
kullanilmis olan Göktepe'nin güney yamacina rastlamis, M.Ö. 4. yüzyila
tarihlenen görkemli bir yapidir. Roma Imparatorluk Çagi öncesi
tiyatrolarinin tüm özelliklerini tasimaktadir.Tiyatro 3 bölümde ele
alinabilir.
1.Kavca
Oturma kademeleri ana kayaya atnali seklinde oyularak biçimlendirilmis ve
üzeri mermerle kaplanmistir. Oturma siralari ortadan yatay olarak geçen
bir yolla enine ikiye ayrilmistir. Alt bölüm saglam bir biçimde günümüze
kadar gelmistir. Üst bölüm ise doga ve insanlarin yaptigi tahribat
nedeniyle harap bir durumda-dir. Oturma siralari ayrica dikine 11
merdivenle 12 bölüme ayrilmaktadir. Bu yatay ve dikey geçisler tiyatronun
dolup bosalmasinda kolayliklar saglamak üzere yapilmistir. Eldeki verilere
göre alt bölümde 30, üst bölümde 25 olmak üzere toplam 55 sira
bulunmaktadir. Bu özelligi nedeniyle tiyatronun 12000-13000 kisi
kapasiteli oldugu düsünülebilir. Oturma bölümünün yarim daireden büyük
olmasi erken çaglara tarihlendirilebilen bir yapi olmasini
desteklemektedir.
2.Orkestra bölümü
Tiyatronun ortasinda yer almaktadir ve oturma siralari bölümüne uygun
olarak yarim daireden daha büyük bir biçimde yapilmistir. Antik çagda
oynanan oyunlari söyledigi sarkilarla ve bir çesit ka-reografi ile
destekleyen koro orkestrada yer almaktaydi. Ortada oturma siralarinin
hemen önünde yer alan sunak, Anadolu da ortaya çikmis bir tanri olan
Dionysos'a yapilan sunular için konulmustur. Roma çaginin sonlarina dogru
bu tip tiyatrolarda gladyatör dövüsleri ve vahsi hayvan dövüsleri
yapilmistir. Burada da seyircileri dövüsçülerden ayiran korkuluk levha
kalintilarini görmek olasidir.
3. Sahne Yapisi
Tiyatronun güney kisminda yer alir. At nali biçimindeki oturma bölümünün
açik kismini kapatacak biçimde insa edilmistir. Dikdörtgen bir yapidir.
Iki katli bir yapi oldugu ve orkestraya bakan kisminda bir sahne önü
podyumu oldugu izlenebilmektedir. Bu bölümün arka tarafindaki duvar
üzerinde oynanacak oyuna göre degisen portatif dekor levhalarinin asildigi
oyuklar görülebilmektedir. Sahne yapisindaki kapilar oyunda yer alan
oyuncularin ve protokolün kullandigi kapilardir. Sahne binasi ile oturma
bölümü arasinda yer alan paradokslar yani girisler izleyicilerin giris ve
çikislarina ayrilmistir. Tiyatro kazi ve onariminin tamamlanabilmesi için
Bosav Vakfi'na tahsis edilmistir.
PEDASA
(GÖKÇELER)
Bodrum'un kuzeyinde yer alan Leleg yerlesmesi M.Ö. 6-5. yüzyillarda önemli
bir merkezdir. Pedasa sur duvarlari ile çevrili kulelerle takviye edilmis
tepede iç kalesi bulunan bir kent konumundadir. Dini bir merkez olan
sehrin Athena tapinagi sur duvarlari disindadir. Pedasa çevresinde büyük
bir mezarlik alani vardir. Burada gömülmek bölge halki için bir onur
sayilirdi.
TELMISSUS
(GÜRECE)
Dini bir merkezdir. Apollon tapinagi ile ve kehanet ocagi olarak ünlüdür.
Gürece köyü arkasindaki tepede kalan Leleg yerlesmesi Antik Telmissus
olabilir. Bugün tepede bir kule ve çevrede gömütler göze çarpar.
TERMERA
(ASPAT-ÇIFIT KALE)
Antik yazarlar Termera'yi Kos Adasinin karsisinda olarak tanimlar. Asarlik
tepesi olarak bilinen yerlesmede bir de iç kale bulunur. Sehir halki
Mavsolos döneminde Hali-karnassos'a yerlestirilmistir.
SYANGELA
(ALA ZEYTIN)
Leleg yerlesmesi iç kale etrafi sur duvarlari ve kulelerle çevrilmistir.
Halka açik yapilar, pazar yeri, meclis yapisi, hereon tapinak gibi saglam
taslardan özenli yapilmis anitsal binalar vardir.
MINDOS (GÜMÜSLÜK)
Leleg kenti Mindos önce Bozdag dorugunda kurulmustur. Mavsolos tarafindan
sahilde kurulan yeni Mindos büyük bir alana yayilmistir. Surlarla çevrili
kentin korunakli bir limani vardir. Bizans çagi kilisesi ve suyun içinde
kalan dalgakiran ile kule kalintisi bugün göze çarpan kalintilar
arasindadir. M.Ö. 44'de Sezar'in katilleri Brutus ve Cassius Mindos'u
karargah olarak kullanmislardir.
THIANGELA
Etrafi sur duvarlari ile çevrili bir Leleg kentidir. Mavsolos devrinde
çevre halki burada yerlesmek zorunda kalmistir. O çagda sehir dikdörtgen
seklinde düzgün bir plana uygun olarak yeniden insa edilmistir.
MADNASA
Türkbükü ve Gölköy'ün yukarisindaki tepenin dorugunda surlarla çevrili bir
Leleg yerlesmesidir.